Gönlüme düştü yüreğin hayalinden, bakışlara uçuşan kuşlar kanatlandılar, senin olduğun diyarlara doğru…
Alev alev çöl kumları avuçlarımda, seraba ve hayale yürüyorum…
Kum fırtınalarının ortasında, fıtratların yakalandığı fırtınalara doğru keskin bir çığlık patlatıyorum…
Geçmişin izlerinde yürüyorum, ve ahu vah etmeden geçemiyorum…!
Soğuk ve karanlık gecelerde dava için, sıcak yataklarını bırakıp, demir direklere tırmananlar, meydanları dolduranlar vardı.. Tazecik yavrularını sıcacık anne kucaklarına emanet edip, geceleri mesken tutan, yağmurlu havalarda diyar diyar kapı kapı gezen ağabeylerimiz ve babalarımız vardı..
Biz vardık en büyük şuurla, günleri haftaları, ayları bazen devirip, çalışırdık çabalardık inandığımız düşünceler için…! Hak davamız derdik, ve feda ederdik canı cananı…
Ne değişti bilmiyorum… Eskiden meydanlarda idi siyaset, kapı kapı gezmedeydi, anlatmadaydı, cihattı anlatmak tebliğdi doğruyu söylemek ve vazife bilirdik.
Çoğunuz belki anımsayacaktır… Binlerce garibin, dişinden tırnağından ve terinden artırdığı ile Akyokuş tepesine bir televizyon direği dikilmişti…? Onun açılışında hala unutamadığım bir olgu vardır.
O açılış yapılırken binlerce insan o tepeye doğru çoluk çocuk, kadın erkek, herkes o tepeye yürüyerek tırmanarak yüzlerde hoş bir sevinç ve heyecanla koşmuşlardı…
O zaman fıtratlar sağlamdı gönüller fırtınaya uğramamıştı… Niyetler temiz bakışlar ferasetli idi.
Şimdi ise gönüller yorgun mideler geniş…! Bir papaz Türkiye’de domuz eti satılması gerekli dese meydanlara çıkardı insanlar…! Haddini Bil derdi…! Sen kim oluyorsun bre derlerdi…
Şimdi ise bunu kendi devletimiz söylüyor…! Ama gönüller sessiz, vicdanlar çok rahatmış gibi ne var canım bunda, “ Yiyen ve yemeyen belli olsun.” Diyerek kendini lafın ve sözün darağacına çekiveriyor…
Yanlışı ve doğruyu asla ve asla değiştiremezsiniz, eğri düzün üzerinde de de eğri durur… ! Ama bizim milletimiz, doğru gördüğünün eğrisini bile savunur… Bir kere o doğrudur, ondan doğan her tutum, her davranış ve her yasa doğrudur.
Keyiflerimizin ve kahvelerimizin eşliğinde, höpürdeterek seyrediyoruz…! Meydanlarda olması gerekenler medyalarda şekilleniyor… Ama çok büyük bir tiyatro döndüğünden kimse işkillenmiyor..
Ey insanlar Ashabı Keyf oldukça bizler, kemiyetlerimizi, kendi emniyetleri için kullanmaya devam edip Ali Kıran Başkesen’lik eden Başlarımız olacak ve uzay çağına doğru adım attığınızı düşünseniz de, bir ayağınız ham çarık kıl çorapta kalmaya devam edecek.
Sistemin bir tarafından prangalanmışsanız, ve sizi başka marangozlar planyalamışsa ve bu ülke üzerindeki planlar başka masalarda yapılıp size dayatılmışsa. Siz bir Pinokyo’nun tiyatrosunu seyretmektesiniz demektir.
Seyriniz ve seyir defteriniz alkışlar ve askeri ayak vurmalarla yürümesin…!
Gerçek penceresinden bakın….! Pembe panjurlarınızı bir kenara bırakın..!
Esas oyun ve planlanan nokta, hazmetmeyen milletin, hazmetmediklerini hazmettirmek için azmettirmekte oldukları kişiler kim olursa olsun, Süleyman olsada değişmez, Kemal yada Recep olsada değişmez… Siyaseti isimler değil fikirler yapar ve bu ülkede fikri sabit ve fikri sadık tek bir görüş var.
Ve o görüş asla ve asla keyfiyetine düşkün olmamalı… Yoksa diğerleri kimi kemiyetsizleşirler.
Keyfiyetine düşkün olanlar kemiyetlerini kaybederler..! Kemiyetlerini kaybedenlerin iyi niyetleri ve cemiyetleri kaybolmuş demektir.
Alev alev çöl kumları avuçlarımda, seraba ve hayale yürüyorum…
Kum fırtınalarının ortasında, fıtratların yakalandığı fırtınalara doğru keskin bir çığlık patlatıyorum…
Geçmişin izlerinde yürüyorum, ve ahu vah etmeden geçemiyorum…!
Soğuk ve karanlık gecelerde dava için, sıcak yataklarını bırakıp, demir direklere tırmananlar, meydanları dolduranlar vardı.. Tazecik yavrularını sıcacık anne kucaklarına emanet edip, geceleri mesken tutan, yağmurlu havalarda diyar diyar kapı kapı gezen ağabeylerimiz ve babalarımız vardı..
Biz vardık en büyük şuurla, günleri haftaları, ayları bazen devirip, çalışırdık çabalardık inandığımız düşünceler için…! Hak davamız derdik, ve feda ederdik canı cananı…
Ne değişti bilmiyorum… Eskiden meydanlarda idi siyaset, kapı kapı gezmedeydi, anlatmadaydı, cihattı anlatmak tebliğdi doğruyu söylemek ve vazife bilirdik.
Çoğunuz belki anımsayacaktır… Binlerce garibin, dişinden tırnağından ve terinden artırdığı ile Akyokuş tepesine bir televizyon direği dikilmişti…? Onun açılışında hala unutamadığım bir olgu vardır.
O açılış yapılırken binlerce insan o tepeye doğru çoluk çocuk, kadın erkek, herkes o tepeye yürüyerek tırmanarak yüzlerde hoş bir sevinç ve heyecanla koşmuşlardı…
O zaman fıtratlar sağlamdı gönüller fırtınaya uğramamıştı… Niyetler temiz bakışlar ferasetli idi.
Şimdi ise gönüller yorgun mideler geniş…! Bir papaz Türkiye’de domuz eti satılması gerekli dese meydanlara çıkardı insanlar…! Haddini Bil derdi…! Sen kim oluyorsun bre derlerdi…
Şimdi ise bunu kendi devletimiz söylüyor…! Ama gönüller sessiz, vicdanlar çok rahatmış gibi ne var canım bunda, “ Yiyen ve yemeyen belli olsun.” Diyerek kendini lafın ve sözün darağacına çekiveriyor…
Yanlışı ve doğruyu asla ve asla değiştiremezsiniz, eğri düzün üzerinde de de eğri durur… ! Ama bizim milletimiz, doğru gördüğünün eğrisini bile savunur… Bir kere o doğrudur, ondan doğan her tutum, her davranış ve her yasa doğrudur.
Keyiflerimizin ve kahvelerimizin eşliğinde, höpürdeterek seyrediyoruz…! Meydanlarda olması gerekenler medyalarda şekilleniyor… Ama çok büyük bir tiyatro döndüğünden kimse işkillenmiyor..
Ey insanlar Ashabı Keyf oldukça bizler, kemiyetlerimizi, kendi emniyetleri için kullanmaya devam edip Ali Kıran Başkesen’lik eden Başlarımız olacak ve uzay çağına doğru adım attığınızı düşünseniz de, bir ayağınız ham çarık kıl çorapta kalmaya devam edecek.
Sistemin bir tarafından prangalanmışsanız, ve sizi başka marangozlar planyalamışsa ve bu ülke üzerindeki planlar başka masalarda yapılıp size dayatılmışsa. Siz bir Pinokyo’nun tiyatrosunu seyretmektesiniz demektir.
Seyriniz ve seyir defteriniz alkışlar ve askeri ayak vurmalarla yürümesin…!
Gerçek penceresinden bakın….! Pembe panjurlarınızı bir kenara bırakın..!
Esas oyun ve planlanan nokta, hazmetmeyen milletin, hazmetmediklerini hazmettirmek için azmettirmekte oldukları kişiler kim olursa olsun, Süleyman olsada değişmez, Kemal yada Recep olsada değişmez… Siyaseti isimler değil fikirler yapar ve bu ülkede fikri sabit ve fikri sadık tek bir görüş var.
Ve o görüş asla ve asla keyfiyetine düşkün olmamalı… Yoksa diğerleri kimi kemiyetsizleşirler.
Keyfiyetine düşkün olanlar kemiyetlerini kaybederler..! Kemiyetlerini kaybedenlerin iyi niyetleri ve cemiyetleri kaybolmuş demektir.
Yazı toplam 798 kez okundu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder